1 Nisan 2008 Salı

mendilimde kan sesleri




her yere yetişilir
hiçbir yere geç kalınmaz ama
çocuğum beni bağışla
Ahmet abi sen de bağışla

boynu bükük duruyorsam eğer
içimden böyle geldiği için değil
ama hiç değil
ah güzel Ahmet abim benim
insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe benzer
dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine
Konya'nın beyaz
Antep'in kırmızı düzlüğüne benzer
göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
denizine benzer ki dalgalıdır bakışları
evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
öylesine benzer ki
ve avlularına
(bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
ve sözlerine
(yani bir cep aynası alım satımına belki)
ve bir gün birinin bir adres sormasına benzer
sorarken sorarken üzünçlü bir ev görüntüsü
camcının cam kesmesine dülgerin rende tutmasına
öyle bir sigara yakımına birinin gazoz açmasına
minibüslerine, gecekondularına
hasretine, yalanına benzer
anısı ıssızlıktır
acısı bilincidir
bıçağı göz yaşlarıdır kurumakta olan
gülemiyorsun ya, gülmek
bir halk gülüyorsa gülmektir
ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet abi
bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden

dirseyin iskemleye dayalı
bir zamanlar gökyüzüne dayalı derdim ben
cıgara paketinde yazılar resimler
resimler: cezaevleri
resimler: özlem
resimler: eskiden beri
ve bir kaşın yukarı kalkık
sevmen acale
dostluğun çabuk
bakıyorumda şimdi
o kadeh bir küfür gibi duruyor elinde
ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet abi
biz eskiden seninle
istasyonları dolaşırdık bir bir
o zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
kıl gibi ince İstanbul yamurunun altında
esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
kadının ütülü patiskalardan bir teni
upuzun boynu
kirpikleri
ve sana Ahmet abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
sofranı kurardı
elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
çocuklar doğururdu
ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
o çocuklar büyüyecek
o çocuklar büyüyecek
o çoçuklar...
bilmezlikten gelme ahmet abi
umudu dürt
umutsuzluğu yatıştır
diyeceğim şu ki
yok olan şeylere de benzerdi o zaman trenler
oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
çocuklar, kadınlar, erkekler
trenler tıklım tıklım
trenler cepheye giden trenler gibi
işçiler
Almanya yolcusu işçiler

kadınlar
kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
ellerinde bavullar, fileler
kolonyalar, su şişeleri, paketler
onlar ki, hepsi
bir tutsak ağaç bibi yanlış yerlerde büyüyenler
ah güzel Ahmet abim benim
gördün mü bak
dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
ve dağılmış pazar yerlerine memleket
gelmiyor içimizden hüzünlenmek bile
gelse de
öyle sürekli değil
bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
o kadar çabuk
o kadar kısa
işte o kadar

Ahmet abi güzelim bir mendil niye kanar
diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
mendilimde kan sesleri

Hiç yorum yok: